deplasmanı da biliriz,biraz olsun tribünden de anlarız,İnönü’de henüz derbilere deplasman yasağı da yoktu o yıllarda maça gitmişliğimiz olmuştu,tabi yanımıza atılan 12cm’lik çakıları,şişeleri,meşaleleri de unutmadık,saraçoğluna da gittik kurbağalı dereye atılan kardeşlerimizi de öldürülesiye dövülenleri de gördük…Ali Sami Yen sokaktan aşağıya kovalanan bıçaklı grupların birbirini yaraladığı,döner bıçaklarının çekildiği günleri de gördük…yani perşembe gelmeden çarşamba selam verir ama anlayamazsın…uefa kupası final maçı ve o maça biz bir hevesle finale kalırız diye bilet almıştık,nitekim hamburg maçında patladı bizim lastik ve bilet de yanmasın ve bir kez de tarafsız gidelim diye gittik,saraçoğluna hem de shaktar formasıyla :) her neyse kırmızı giyenler vardı,trabzonlular ve beşiktaşlılar vardı,bir de fenerli gençlerimiz,ama stada kırmızı giyenin anasını sikeyim hakimdi…bu gözler stadın içersinde tam tamına 40 kişinin 1 çocuğu komalık edişini de gördü,yani mühendis oktay ve burak kardeşimiz yaşayacak kadar şanslı değildi sadece,ama o orospu çocuklarıyla bu orospu çocukları…sizin orospu çocuklarınızla bizim orospu çocuklarımız aslında özünde sadece orospu çocuğu…hala olayı siz biz diye görüyorsunuz ya,bilin istedim…beşiktaşta 6yaşında bir çocuğun başında GS örgüsüyle gezmesine karşı arabanın heryerini ezenleri de biliriz,atkıyla gezenin hunharca dövülmesini de,maçka’da bir grup çarşı’nın bize döner bıçakları çekip soluğu taksimde alışımızı da,saraçoğlunu da,sami yen’de birbirini doğrayanları da,kimse kimseden daha az it değil…yani fazlamız var azımız yok…kimse kendini kandırmasın,Mekanın cennet olsun kardeşim,ölmek bu yaşında sana hiç yakışmadı…
ne biz ilk kez yenildik,ne de ilk kez yendi fener,siyasi otorite cumartesi göstermişti kanlı yüzünü,apolitik gençler yaratmayı başardıkça kudretli siyasiler ve yöneticiler,siyasetten uzaklaşarak yüzlerini futbola çevirdiler…Çarşıyla başladı aslında bu ekstra holiganizm,henüz ortaokuldaydık ve o zamandan başlamıştı eli sustalılarla gezen kendini bilmez itler,sonra Alen,Sefa oldu,Sebo oldu dini, siyasi bilinci ve aidiyeti futbol olan sefiller üredi bizim betonda röveşata çektiğimiz oyunun o saflığına inat,futbol artık adam bıçalmalamaktı.Yöneticiler ağızlarında salyalarla saldırdı birbirine,futbolcular maç içinde birbirine çift dalarken reina’da sarmaş dolaştılar,biz sarıydık,kırmızıydık,laciverttik,bordoyduk,maviydik,simsiyahtık ve aklanamadık bir daha…
Artık ölüm olmasın diyoruz ama olacak,bilinci kapalı nesillerin,bundan sonraki adımları sadece ölümdür,öleceğiz istesek de istemesek de,her ölüm biraz burak olacak,oktay olacak,şimdi artık suçlar cezasız toplumumuzda boşuna gözyaşı dökmeyin,bakın cumartesi ölen halkımız,cumartesi biber gazı yiyen minicik yavrularımız unutuldu nasıl olsa,yarın da burak’ı unuturuz,toplumsal hafızası balıktan öteye geçmeyen halkım…rahat uyu…mekanın cennet olsun kişiliğini kaybeden yalnızlığa ve asalaklığa mahkum güzel ülkem..
sebebli sebepsiz mesafelerinde
yoksulluğunu seçtiğimiz miyiz?
yoksa senle sadece ayrı kadrajların
sessiz fotoromanı mı?
sebebini kaybettiğimiz anlam bozukluklarında
saatlerce hapsolup,nefes almaksızın
hükmünü kaybettiğimiz yerinde miyiz ?
çıkışsız ve de anlamsız yol tariflerimizin
çok ayrı hikayelerde,bir o kadar da aynı hecelerde
cümleleri kurmaksızın,yitik
kafiyeleri dizmeksizin,bitik
ve gökyüzü kadar sevdik
bilmediğimiz,bilemediğimiz
sarmadan ve de sarılmadan
kasten ve söke söke katlettiğimiz…
kendimden geriye ne kalır bilemem
ya da beni çıkarsam benden
bir ben daha koyabilir miyim
sendeki boşluğuma
kendimden geriye kalanlar
bir kolye hiç çıkmayan
birkaç kırık nakarat
biraz fazlaca sen sanırım
kendimden geriye ne kalır bilemem
ya da çıkarsam tüm bendeki seni
ben kalır mı ki geriye
senden yoksunluklarımda
sözlerin yitikliği biraz ben
kırık dökük bir kırkahvesi ben
biraz fazlaca sen yeniden
kendimden atık dökülen denize
bir ben kalır mı sensiz geriye
kendimden sensiz dönüşlerde
yola çıksak belki şimdi
ortada buluşuruz belki yenik bir hüzünde
Kendi gökyüzünde silinmiş,renkleri solgun bir gökkuşağı,aşk.Binlerce yıldan arıtılmış ve olabildiğince yalnızlaştırılmış köhne renklerimizin bir altbaşlığı ya da anlamsız başkaldırışı.Bütün dinlerde kutsallıklarıyla yüceltilen bir tanrı,yada kayıpları,yozlukları,yitiklikleriyle günaha boğulmuş bir şeytan,aşk…
Bildiğimiz tüm tatların acı-ekşi-tatlı-tuzlu yada gözyaşılı şarkısı,yolunu bulamadığımız ve içinde kaybolmayı sevdiğimiz labirentlerin içindeki o kokuşmuş peynir parçası,aşk.Hiç bir soytarının dilinde bu kadar aşk duyup,hüzünlenmemiştim aslına bakarsanız,yani hesap kitaplarımızın tümünün iflas noktası ve kar,zarar hesaplarının alaşağı,vur yukarı hiçbir düzlemde açıklanamaz en matematiksel ve bir o kadar biyolojik silah hali,aşk
Şimdi sana mı kaldı,aşkın ahkamı diyebilecek kadar kendimle çelişiğim,o yüzden bana soran olursa sanırım bunun tarifi sadece içindeki gözyaşı ve sarılışların bir genel toplamı diyebilirim,demesem bile zaten gerek duymazsınız.Her şeyi söylemeye çalışmak çok ahmakça ve yüksekten bir yerden bu böyledir demekte bir o kadar salakların işi,bu özetle aşkın bencesi…ilk defa birine sen aşk mısın diye sorduğunuzda,tecrübeleriniz,yaşınız ve umutlarınız da yerle yeksan olabilir ve fakat sakın vazgeçmeyin,çünkü aşk onunla ancak onsuz olmaktır.
Tüm yazdıklarım sadece ve sadece bir soytarının dilinden dökülüp,kalbin dışavurum metnidir,sakın zannetmeyin ki üstünlük ya da ahmaklık içerir,altı üstü en saf haliyle,aşk…
Yolunu Kaybeden hayattı,
İçini harmanladığımız dumanlarda
Kaybedilen anlardı,
Hayatın dipsiz boşluğuna uzanışlarda
Sevgiler yasak,
Sevişmeler birer tuzaktı
Yokluklar yasak,
Yaşananlar bizde tutsaktı
Kurban edilen bedenlerdi,
Sevda pınarı sarfiyatlarda
Belli belirsizliklerdi
Sızılmış loş ışıklı odalarda
Sevgiler yasak
Sevişme sayılanlar tuzaktı
Sayılara teslimdi,
Her şey rakamsal,herşey maddesel
Her şey satılıktı,biz satıldık
Herkesten ve herşeyden
Belli ki hep en önce
Herkes eski sevgiliydi,
Biz hep en eskiydik
Herkes satılmış,herkes satın alınmış
Biz ebediyen tezgaha çıkarılmış
Fahişeliğe teslim ruhsal sızıntılardık
Yolunu Kaybeden hayattı,
İçini harmanladığımız dumanlarda
Kaybedilen anlardı,
Hayatın dipsiz boşluğuna uzanışlarda
Bildiğimiz tüm dinler,direnişler ve dillerde
Sevmek bize yasak,
Sevişmelerse doğumdan ölüme
Sadece bedensel bir temastı
Uzun soluklu koşuların,kısa ve dümene terkedilmiş halleri gibiyiz aslında,ne bir amok koşucusu olabildik,hani koşup koşup kalbimiz sevgiden taşıp ölebildik,ne de sonunu getirebildik bu kadar “yüce” sevmelerin…çünkü hayatımız yalan,yani biz hep yalanları sevdik,yalandan boşaldık,yalanlara alışkın bedenlerimize asil sevmeler de at sikine kelebek gibi durdu,yani alışmamış götlerde,alışmadık şekilde güzel olan şeyin adıydı sevmek..beceremezdik,beceremedik..
Astral onbinlerce kilometre yoluma rağmen,böyle bitap düşüp kanımı yerde bırakacağım hiç aklıma gelmemişken,şimdi nerden baksan en az 50yıl yaşlandı kalbim,o da senin değil kendi eşekliğim.İnsanların ne kadar garip,ne kadar tuhaf,ne kadar vahşi ve ne kadar maskeli olduklarını es geçip inanmak istememden kaybetmişimdir ki,ben aslında hiç beceremem gönülden değer vermeleri..Verince de vermeyi bilmemenin hazin sondaj çalışması işte.
Yalandan orgazm saatlerinin eşiğinde yaşadıklarımıza aşk,meşk,sevgi,böcek filan diyoruz,ama herkes makyajlı,herkes yolunda,herkes sahte..yani maskeli suratlar senfonisini dinliyoruz her yerde,her sevişte,her gözyaşında…hep bir timsah gözyaşı gizli o sevgi dolu sözlerin boşluğa bırakıldığı gecelerde.
Hep fazla fazla anlamlar yükleyip,o yükleri taşayamayanlara yükleniyoruz sonunda,halbuki basit insanlarız ve bizi aşıyor bazı şeylerin kutsanmışlığı..Çok bişey beklemeden,hiçbişey alıp vermeden yürümekte fayda var,çünkü anamızın amına dönmemiz çok uzakta değil,suratlardan düşen milyarlarca yılın hazin öyküsünü okumak içinse alim ya da kahin olmaya gerek yok,sonu başından belli orospu çocuğu yaşanmışlıklarla kan kusuyoruz her defasında.
Gerekli gereksiz küfürlerimizin korelasyonuna baktığımızda da yaşanmış,hatta yaşanamadan gırtlağımıza takılmış onca yarım hikayenin ve ipe sapa gelmez sevişmenin hayal kırıklığı var bu yüzyılın içinde.yerli yersiz gökleri inletircesine haykırışımızın sebebi de bizim çok iyi ya da kötü olmamız değil,ama sadece doğanın ruhundaki orospuluğa bir göz atmamız yeterli sanki..Hep bir soytarı hikayesi anlatıyorum burdan,yaşamdan,her sözümden sizlere çünkü soytarıların gözyaşı olmaz,ve hiç ağlamaz onlar,basit insan hikayesidir,en basiti..onlar sadece güler,güldürür..öyle de olmalıdır çünkü hep devam eden bu kahpe senaryoların en acısı bile yüzünde ve kalbinde sadece yeni bir bin yıllık yara açabilir yani acılarımızın toplamı bizim yüzümüzde bir iniltili tebessümdür sadece..gözyaşı akmaya değmeyen yerlerde akmaz,akacağı yerde ise kan olsa dolup taşıp yine içilir,hikaye öyle ya bir damla gözyaşından okyanuslar filan oluşmuş,tabi adam olana akmıştır illa ki,biz hikaye ve masallara katiyen itibar etmesek de.
De ve Da’ların bile birbirinden bu kadar ayrıştırıldığı bir dünya düzeninde zaten sevgi dolu bir kalbi,diğer sevgi dolu kalbe kavuşturmak sadece aşağılık bir ütopyadır,o da zaten adam gibi,yürekli filan seven insanlara pek sık denk gelmez,hatta hiç gelmez,gelince de dünyanın o saf o orospu ruhu mutlaka bir taş bulur ve onu gediğine koyar rahat olun.Olur yani denk gelirseniz,hazır kıta bekleyin neyin kimden geleceği belli olmaz ve siz daha arkanızı dönmeden bakire değildir artık ne asırlarca koruduğunuz ruhunuz ne de kıvançla üstünde oturduğunuz o tatlı götünüz.
Bir yanımda Kainat
Diğer yanım sınırsız
Kristalden Kanat
Gülüşlerden Çizdim
Duvardaki Resmi
İçimi Gökyüzün yaptım
Sınrılanmasın,yasaklanmasın
Kristalden Kanatlarım
Sancılarımla Yol arkadaşım
Ve sonsuzluğum
Yadigar sensizliklerden
Ulaşılamayan sonlarım
En kırıklardan gözyaşlarım
Ve soysuzluğun
Yadigar sensizlikten
Aldım umutlar,
Adına seferber
Aklımda sonsözler
Adında derbeder
Vurur kıyılarıma
Yaşanmamış bin keder
O şaman dans etti,
Dua gözlerinde
Kayıptı sözleri
Yoktum aslında bende
Kırıktı,kanıyordu elleri
Dans etti içimde
Çırılçıplak benliğinde
Bin bilinmeyenli
Kadife bir gecede
Dua etti
Kızıl bedeni,kadife gecelerde
Kayıptı sözleri
Teslimdi sonsözlere
JMTheCrow
aşk acıların tuhaf bir kombinasyonu,sarıldığımızda severiz aslında,gözlerde hapsolunca severiz,içindeyken titreriz ve severiz son nefes gibi,ama yokluklardır aşkı yaratan…ölüm o yüzden aşktır son nefeste bile yokluktur çünkü,hani iki oturup çay koyup içmeli geldiğinde son saati…sonuçta aşk yaşamak olacaktır o andan itibaren,tıpkı onsuz geçecek bir sahte ömür gibi..
mesela bahçede güller,arkandan hoş sözlerdir aşk,duyulmamış ve duyulmayacak sözlerdir arkamızda silik bir buğulu resimdir…bir elimizde güneş diğer yanda ay ve gökyüzüm sisli,kayıp bir çocuğun elleri sanki..o resmin sahibi
hiçbir yerde olmaktır aşk,bir yerlere aidiyetten çok uzak,sevmek tuttuğun herşey,aşk sadece hasretlerindir işte,umutlardır işkencecisi gecelerin ve biz her dumanda bir kapak daha der tutunuruz yıldızların o ince sipsivri uçlarına…zaten hep uçlardan düşeriz gecenin karanlığına…hadi sen beni bırakma ben zaten terk-i diyarım yarınlarda,uzaktan bakar öyle koklarım esen rüzgarlarda teninin pervasızlığını,sanki özüme katmışım gibi sanki saçlarının ışılıtısıyla aydınlanmış gibi gözlerimin feri…
hiçbir yerdir aşk ve inanırdım dokununca da ölmez diye aşklara…la zaten hep salaktım iyice salak olmuşum sonunda,samimiyetime itibar etmesen de sevmek okşamak,koklamak,dudaklara hapsolmak,içinde en derini keşfetmektir,aşka dokunamazsın zaten,aşk gözyaşıdır,aşk gökyüzüdür,karanlıktır,güneştir,ölümdür aşk…gel de anlat bunu çoluk çocuğa,sandaletleriyle gezen bebelere,gel de ağlat hüzünbaz bir çocuğu elinden elma şekerini alarak belki de…
hiçbir yerim ben,hiçbir şeyim,zaten aslolan hiçliktir…hiçliğe boşalıp bir siyah gülün yağmuruna duası gibi ağlayacağız gecenin saat üçünde sen rakı ben belki bir kapak belki binbeşyüz asit belki sonsuzluk işte bildiğin,hayat mor filler ve yeşil ineklere güzel be yavrum,sen gözde nur ben isimsiz sokak lambası…
aşk mı onu anlamak için insanları anlamak lazım,insanlar farklıdır,ya da bir şamanla çırılçıplak dans etmek lazım,ya da koşmak lazım sonsuzlukla,öyle işte hayat tuhaf insanlar zaten hepten tuhaf doğrusu… sen aşk mısın
başlık yok,sonluk yok,darılmaca gücenmece yok,peki ne mi var,hayatta ciddiyeti en yüksek mevzu ölmekse eğer,birgün geldiğinde uzun uzun sohbet etmek isterim…sonuçta hergün ölmüyor insan…tıpkı gidişlerime alışkın benin,gidişime alışmaya çalışan seni gibi.
Saçmalamak saatlerce mesela,hiç susmadan öylece saçmalamak en güzel yaptığım şey benim,zaten saçmalayarak doğmuşum bundan seneler önce.Hani radyoda çalan senin seçtiğin şarkı gibi işte,gözyaşı pınarlarımı kanatarak içime seni aktımak gibi saçmalamak…içimi yararcasına,haykırıp,haykırdıkça duyulmaz olmak gibi mesela..yok olmak gibi mesela.
gitmeden eyvallah dememeliydim demedim,sanırım bu kez gidemedim,gidemesem bile sen gitmiş say ne bileyim belki birgün işte…yani saatin yelkovan ve akrep diyalogları gibi öyle değmeden sevmek ne tuhaf şey,ne tuhaf şey bir hayali özlemek,hiç senin olmamış bir bebeğin kokusunu duymak ne garip..ne garip şey nefes almaktan dolayı sevinmek oysa o nefesin içinde senin olmaman ve aslında kahrolacısa bir nefesle yaşamaya tutunmak ne garip,yani beni iki kez sevin açılımı bile ne garip insan dinleyince iyice saçmalıyor,hani bir kez olsun saçmalamayıp ağlasam belki geçecek ama damla olur düşersin diye kıyamıyor gözümün nuruna bu soytarı yürek..hayatı zaten ruhtan çalıp bilinmedik sözler söyleyen bir soytarı olarak gördüğümden beri sevmeye tövbeliydim,sonra tövbe ettim kendime.
yani hep galibalardan,halatlara dolanmış bir hoyratlığa sen kes halatı,koptuğu yerden baktığın zaman görürsün,ne o kara çıkar sabah,ne denizler sensiz çağlar bu bedende..sonra radyoda çalan bir şarkı bal gibi dediğinde sensiz geçen her saatin,batacak ve sensiz doğacak güneşin de avradını sikeyim…al şimdi halatı kes,kopar,doğra ne yaparsan yap,zaten halatlarla engellenemeyen bir volkan var içimde,garip keşke şimdi gözlerimden içime işlediğin bu siktiriboktan yerde,kokunu sığdırabilseydim ömrüme…
Hayat boyu zırvalamış bir adamsanız,muhtemelen zırvalamaktan vazgeçemezsiniz.Mutlaka bir çuvallama gerekir yoksa sevmeyi ıskalamazsınız,ama çok severken bile çuvallıyorsanız öküzlüğünüze de doymayın.Serseri bir yaşamın esiri olunca adam gibi sevmeyi hatırlayıp silkeleniyorsunuz sonra illa mantarlamalısınız yoksa işler muhteşem gidebilir bu da sizi mutlaka perişan edebilir.
Hayatını soytarı gibi yaşarken,adamlaştığında insan aslında üzerine oturmadığını anlar bazı şeylerin,mesela sevmenin…oysa asli işi eğlendirmek,eğlenmektir biz soytarıların.hayat ağır gelir sonra iyice sıçar sıvarsın…geçilen yolları düşünürsek pek çoğu ancak 50de1ine bile kendini yarı mesih ilan edebilir,oysa bir sevgiye bile öküz gibi aç yaşamış ve açlığa mahkum kılınmışım sonunda…bilmeden girdiğim binlerce tünel,kasırga ve hatta uçsuz çöller de bile yolun sonunu hiç düşünmemişken,şimdi bu onsuzluk sonunu çok netleştiriyor bazı şeylerin…yine bana şamanlarla dans yine astrallara yolculuk ve belki yine onsuz bir sonsuzluk…ama en kallavisinden.
Herkes dilekler diler,ben dileklerimi unuturum o dilek saatlerinde,herkes birbirini sever,ben sevmenin ne olduğunu sorarım içinde gezdiğim sevgilerde,herkes bir yolda gider,ben yolun çizgilerini burnuma çekerim…herkes biraz sendir ama sen tektir aslında,tıpkı bu bendeki sen gibi,kim dokunmak istese ona zindan gönlümün dibi,kim öpmek istese yüreğim yangın yeri,…herkes biraz küskün bana sanki dünya alev alıp,kül olsa sensizlik saatlerinde gram sikimde olacakmışcasına,herkes gittiğinde ben hiç gelememiş olurum aslında,herkes vardığında ben güller açarım sonsuzluğumla başbaşa…bazen herkes biraz ben kokar ve ben solarım,senin hiç ulaşamayacağın ıssız çölümün ortasında,bir ben kalır ve çözülür gökyüzünde gözüyaşlı şamanın dansı…son olur ama sonsuz